Ağu 14

Hani aşk güzel şeydi be usta….
Hani yıkacaktı tüm kimliksiz korkularımı aldandım yine be usta kandım saçma sapan sözlere imlasız bir aşktı benimkisi noktası virgülü olmayan bir aşk,

Varlığımın önemi olmayan bir aşk yaşadım ve anladım ki aşk bana göre değilmiş sevmek,özlemek benim harcım değilmiş içim bomboş bir bozkırdan farkı yok.

Ne oldu bize, ne oldu neden uzaklaştık birbirimizden görülmez zincirlerle baglıyken kalbimizde ki insanların aşk diye adlandırdıgı o tutkuya ne oldu,neden birbirimize yakınken uzağız aramızdaki o sihire ne oldu benmi yanıldım yoksa bizmi yanıldık be usta

Gözlerimiz anlatırdı sözcüklerin anlatamadıgını sevgimizi anlatırdık gözlerimizle şimdi ilk fırsatta neden gözlerimizi kaçırır olduk birbirimizden

Telefonda sesimizi duymasak çıldırırdık konuşmaya başlayınca su gibi akar giderdi zaman ellerimizin arasından,neden şimdi konuşmamızın bi anlamı yok neden aramayınca birbirimizi daha huzurlu hisediyoz kendimizi be usta

Şimdi onunla geçirecek yarını düşünemiyorum bana ne oldu acı çekiyorum be usta

Birbirimizi hırpalamadan, kavgalarla örselemden yüregimizi, yaşadığımız onca günün hatrına saygımızı yitirmeden birbirimize ayrılmalıyız onunla ,yüregimizi bıçak gibi kesen bu aşkı bitirmeliyiz

Bu aşk bize üç beden büyük geldi bize be usta!

Yollarımız ayrı artık hayatlarımız farklı, hayatımıza devam etmeliyiz kaldıgımız yerden ayrı ayrı olsakta,daha fazla kantmasın içimi belirsizlik bitsin bitecek ne varsa be usta!

mIRCeu.COm da Bu Yazi Mirc Film Chat Sohbet toplamda 6, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Ağu 14

İnceden inceye bir yağmur yağıyor. Hani şu ahmak ıslatan cinsinden. Şemsiyem yok, yani ismine yakışır bir şekilde beni ıslatıyor. Karşılıksız bir aşk için bu kadar acı çekene “Ahmak” denmez de ne denir?
“Kaldır başını aslanım, dik yürü
Gül bakayım, nedir bu halin
Bir ağlamadığın kaldı.
. . . . . . . .
Bir gün bakacaksın ki
Onu düşünmeden bir saatin geçmiş
Şaşıracaksın. Başka bir gün
Birisi adını anacak yanında
“-Hiç yabancı gelmiyor, kimdi o? “
diyeceksin, sonra hatırlayacaksın
O’nu ve bu günleri
Kimse sebebini sormasın diye
Gizlice güleceksin. . . ”
Acı çekiyorum, gün gelir unuturum. Mantığım unutacağımı söylüyor ama yüreğim ezim ezim eziliyor, sanki dünyanın sonu geldi. Böyle üzülüp duracağıma bir güzel ağlayım, belki rahatlarım diyorum. Yağmurda ağladığım da fark edilmez. Üstelik sokakta kimse yok. . .
Ağlayamıyorum gururum engel oluyor, Neymiş efendim “erkekler ağlamaz”. Oyalanacak bir şeyler düşünüyorum, elime anahtarlığımı aldım; tespih gibi çeviriyorum. Dudağımda bir ıslık, ıslığıma hüzünlü bir şarkı dolandı. Neşeli bir melodi bulayım dedim, sonra vazgeçtim. Çünkü üzülüp boşalmak, ferahlamak istiyorum, unutmak istiyorum.
Vakit akşam, yağmurun sesiyle ayak seslerim birbirine karışıyor. Ankara caddeleri çamurlu, sokaklar boş. Yalnız bir kaç saniye önce geçen araba hariç. Zaten o araba da üstüme su sıçratmaktan başka işe yaramadı. Çamur sıçratmasına aldırmadım bile. Boş sokaklarda ıslanarak bir süre daha yürüdüm. Artık yeterince ıslandım, yeterince ferahladım, evime bekâr evime dönmeliyim. Ana caddelere doğru yöneldim.
O’nu hiç tanımadım, o bana hiç acı çektirmedi, hatırladıklarım bir filmden aklımda kalanlar. Evet, evet, unutmalıyım onu.
Otobüs durağına vardım, yolda insanlar koşuşturuyordu ama durakta sadece bir genç kız vardı. Islak giysilerimden utandım, ondan olabildiğince uzak bir köşede durdum. İçimden söylediğim şarkılar, yavaş yavaş neşeli olmaya başlıyordu ki, kızın ağladığını fark ettim, üzüldüm ama güldüm. Nasıl tarif etsem, hani “buruk gülüş” derler ya işte öyle. Kendi kendime “Al başına, bir gariban âşık daha. “dedim. Aldırmayım dedim ama olmuyor, yanına yanaştım. Güzeldi, yaşı da benden birkaç yaş küçük görünüyordu. Yanına yanaştığımı fark edince ağlamsını gizlemeye çalıştı.
-Merhaba
Nasıl biri olduğumu anlamak için yüzüme baktı, tereddütle konuştu;
-Merhaba
Gülümseyerek konuştum;
-Siz şanslıymışsınız.
-Niçin?
-Baksanıza yağmur benim her tarafımı ıslattı, sizin sadece gözlerinizi ıslatmış.
Gözlerini kurularken gülümsemeye çalıştı;
-Gerçekten fena ıslanmışsınız.
-Biraz yürüdüm yağmurda.
-Çok mu seviyorsunuz yağmurda yürümeyi?
-Severim ama bu kadar ıslanacak kadar değil.
-Öyleyse niye?
-Bir gönül yarası aldım da.
Kendisine yakın biri, derdine bir ortak bulduğuna sevindiği belli oluyordu.
-Ya sizin gözlerinizdeki yağmur niye?
-Bende de bir gönül yarası var.
-Karanlıklar, güneş çıkana kadar hüküm sürer.
-Benim karanlığım geçici değil, güneşsiz. Çünkü; ayrıldık.
-Anlatmak ister misin? İyi bir dinleyiciyimdir.
Bir an durdu, sonra;
-İsterim ama sen de anlatacaksan.
-Önce sen anlat, şu anda senin daha çok ihtiyacın var konuşmaya.
O anlatmaya başladığı sırada otobüs geldi, binmeyeceğimizi anlayınca geçip gitti. Yağmur kesilmişti. Cadde boyunca beraber yürümeye başladık.
O anlatmaya başladığı sırada otobüs geldi, binmeyeceğimizi anlayınca geçip gitti. Yağmur kesilmişti. Cadde boyunca beraber yürümeye başladık.
-Geçen yıl beni takip etmeye başladı. Efendi davranıyordu, yanıma gelip rahatsız etmiyordu. Sanki sadece dikkatimi çekmek istiyordu. Bunu da başardı, yakışıklıydı. Neyse bir gün yanıma geldi, mahcup bir ifadeyle tanışmak istediğini söyledi. Ayaküstü biraz konuştuk. Beni beğendiğini, bir süredir takip ettiğini söyledi. İyi birine benzediğine kara verip az bir nazlanmadan sonra arkadaşlık teklifini kabul ettim. Birkaç gün sonra pastanede buluşup konuştuk. Bir süre bu tür buluşmalar, konuşmalar devam etti, sonunda ilan-ı aşk ve evlilik teklifi. . . Tabi evliliği hemen istemiyordu, bitirmesi gereken işleri varmış onları halledince ailelerimize konuyu açacakmış. . . Normal karşıladım, kabul ettim ama yine de daima ölçülü davrandım, bazı işadamlarının bu tür vaatlerle genç kızları kandırdığını bildiğimden. . . İş adamı olduğunu söylemiş miydim? Üç arkadaşıyla küçük bir ticari ortaklıkları vardı. Neyse ilişkimizde daima ölçülü davranınca bana karşı gittikçe soğuk davranmaya başladı. Evlilikten söz edince de hep acele etmememi, sabırlı olmamı öğütlüyordu.
Sonunda bir gün onu başka bir kızla gördüm. Bu günkü buluşmamızda gördüğümü söyledim, önce inkâr etti, ben üstüne gidince itiraf etti; ”Tamam tamam, bir kız var, seni istemiyorum artık. Bıktım senin nazlarından. “dedi. Ağlayarak kaçtım. Çok üzülmüştüm ama yine de şükrediyorum onun gerçek yüzünü evlenmeden gördüğüme.
Teselli edici bir şeyler söylemek istedim. O’da bunu bekliyordu ama aklıma bir şey gelmiyor. Dostça elini tuttum;
-Fakat bu olay sayesinde birer arkadaş, dost bulmuş olduk.
Elimi samimiyetle sıktı;
-Haklısın. . . Şey. . .
-Ümit.
-Mehtap.
Vakit epey geç olmuş, hava da serinlemişti. Hafifçe titrediğini fark ettim, anlaşılan üşümüş.
-Üşümemen için ceketimi vereceğim ama ıslak.
-Düşündüğün için sağol.
Gizlemeye çalışıyorum ama ıslak elbiselerle ondan daha fazla üşüyorum. Titremeye başladım.
-Vakit çok geç oldu, seni evine bırakayım.
-Senin hikayeni dinlemedim.
-Bu günlük bu kadar yeter, bende başka zaman anlatırım.
-Sen titriyorsun. . .
-Hayır, dans ediyorum.
-Ne dansı?
-Zatürree dansı.
-Gidelim hasta olacaksın. Şey. . . Evime bırakmana gerek yok. Bir daha görüşecek miyiz?
-Tabi arkadaş değil miyiz?
-Arkadaşız. Hımm adreslerimizi, telefonlarımızı birbirimize verelim.
-İyi olur. Bende telefon yok ama seninkini alayım. Ailenle mi kalıyorsun?
-Evet, ya sen?
-Tek başımayım.
-Ooo… bu kötü haber, evin şimdi buz gibidir, iyice hastalanırsın. Bize gelsene.
-Sanırım ailen uygun karşılamaz.
-Merak etme ben bir şeyler söylerim.
-Ne gibi?
-Ne bileyim. . . “Beni bir arabanın altında kalmaktan kurtarırken çamura düştü. . “derim.
-Vay be ben neymişim! .
Durağa doğru yürümeye başladık
-Ailen kalabalık mı?
-Annem, babam, büyükbabam, bir erkek kardeşim ve bir kız kardeşim.
Kulağına eğildim;
-Erkek kardeşin iri yarı mı?
-Yoook canııım, iki metre doksan santim filan.
Şöyle bir doğruldum, olduğumdan uzun görünmek için ayakuçlarımda yükseldim;
-Hani nerdeyse benim kadar varmış.
Tatlı bir sohbet içinde yürürken tekrar yağmur başladı. Otobüs durağına da gelmiştik. Şansımızdan çok geçmeden otobüs geldi. Şoförün şaşkın bakışları altında, ıslak elbiselerimle otobüse bindim. Sessiz bir otobüs yoğculuğundan sonra mahallerinde indik.
Evlerine doğru yürürken hala ailesinin beni nasıl karşılayacağını düşünüp endişeleniyordum. Geldiğime çoktan pişman oldum. Mehtap benim huzursuzluğumu fark etti;
-Yolda söylediğim şaka değildi, gerçekten aileme beni arabanın altında kalmaktan kurtardığını söyleyeceğim, seni iyi karşılarlar.
ev durağa oldukça yakındı mehtap ışıkları gösterdi işaret ettiği yerde yolun alt tarafında kalmış bir ev görünüyordu tek katlı bir iki merdivenle evin kapısına indik kapı açıldığında karşımda kırmızı yanaklı kara kocaman gözlü bir hanım duruyordu mehtap tanıştırdı annem buda kahraman ümit gerçi annesinin onu duyacak hali yoktu beni baştan aşağıya acıyan gözlerle izliyordu demekki o kadar kötü durumdaydım içeri girdik holün daha doğrusu küçük ufak salonun sağındaki aralıktansızan ışığa başımı çevirdiğimde mutfak olduğu anlaşılan yer duruyordu biz karşımızdaki iki kapıdan birini açarak kuzineyle ısıtılan odaya girdik burda büyükanne dev kardeş sekiz yaşlarında sanırım ve küçücük bir bebek duruyordu bana bir havlu verdiler ve lavaboyu tarif ettiler biraz önce giriş yaptığımız yerin solunda bulunan camlar dışarı bakmıyormuş tuvalete bu camlardan atlayarak yani pencereden geçerek gidiliyormuş evet öğrenciydim ama ilk defa bir gecekonduya giriyordum ve ilk defa böyle sıcak böyle içten bir hava soluyordum çünkü evin büyükannesi bile hergün ben oradaymışım torunuymuşum gibi yavrum ekmek almasaydınız ben size en sevdiğiniz hamurdan yaptım yufka ekmekleri oysaki zaten almamıştıkki yemekten kısa süre sonra bir ağırlık çöktü bana yanda ki odayı verdiler ve khepsi birarada yemekte yediğimiz odada uyudular yatağım yere serilmiş döşek ve bembeyaz dantel işli çarşaflarla örtülüydü uykuya çabukmu daldım bilmiyorum ama keyifli daldığımdan emindim..

-Yolda söylediğim şaka değildi, gerçekten aileme beni arabanın altında kalmaktan kurtardığını söyleyeceğim, seni iyi karşılarlar.

-Olmaz Mehtap lütfen, ailene yalan söylemene sebep olmak istemem. Gerçeği söyle, hoş karşılamazlarsa giderim.

Bu sırada evlerine gelmiştik. Mehtap söylediklerimde tereddüte düşmüştü. Kapıyı erkek kardeşi Cem açtı. Şaşkın bakışlarla; ”Hoş geldiniz. “dedi, “Hoş bulduk. “dedim. Mehtap’ın peşi sıra içeri süzüldüm. Mehtap alelacele bizi tanıştırdı; ”Bu arkadaşım Ümit, bu da kardeşim Cem, memnun oldunuz. Şimdi Cem’in odasına gidin, üzerindeki ıslak giysileri değiştir, üzerine kuru bir şeyler giy üstüne. ” Mehtap bunları söyleyip yanımızdan sıvıştı. Ben, şaşkın şaşkın yol gösteren Cem’in peşine takıldım, odasına girdik. Cem soru sormak için ortam hazırlıyordu;

-Nasıl oldu da böyle ıslandın.

-Ben yer seviyesinde yürürken, gökten yerçekimine kapılmış su damlacıklarıyla karşılaştım, ne onlar benden kaçtı ne ben damlalardan.

Hafifçe gülümsedi.

-Ablamla nerden tanışıyorsunuz.

-Gerçeği, yalnızca gerçeği mi söyleyim?

-Önce yalanı.

-Dur bakayım. . . Hah. . . Mehtaba araba çarpıyordu, ben gündelik kahramanlıklarımdan birini yapıp onu kurtardım, bu arada çamura düştüm.

-Denizaltı çarpacakken kurtardım desen daha inandırıcı olurdu. Bir de gerçeğini dinleyebilir miyim?

O esnada elbiselerimi değiştirmiştim. Şakalaşmalar sayesinde Cemle yakınlaştığımızı hissediyordum.

-Bak Cem işin doğrusu şöyle; benim bir şeye canım sıkılmış, yağmurda dolaşmıştım. Sonunda eve dönmek için otobüs durağına gelmiştim, ablan Mehtap da duraktaydı. Öylesine konuşurken söz arasında, benim o ıslak elbiselerimle bekâr evime gideceğimi duyunca, dayanamadı. Üşüyüp, hastalanacağımı söyleyip buraya davet etti. Pek hoş bir durum olmadığının farkındayım ama durum bu.

Cem; ”İnanıyorum. “dedi, sonra samimi bir şekilde elini uzattı.

-Bunları sormak zorunda kaldığım için kusura bakma.

Ben de samimiyetle elini sıktım. Bir an durdu,

-Anlatmadığın bir şeyler var mı, mesela yağmurda niye dolaştığın gibi?

-Bak o kısmı da Mehtaba sor. Ama şu kadarına emin olabilirsin, ablanla aramızda bir şey yok.

Konuşarak salona vardık. Salonda dört kişi oturuyordu; Mehtap, annesi, babası ve büyükbabası olduğunu tahmin ettiğim bir ihtiyar adam. Büyükbabası koltuğunda uyukluyordu, diğerleri “Hoşgeldin. ” dediler. “Hoşbulduk. “dedikten sonra Cem’in yanına oturdum. Babalarının karşısına oturmuştum, bir sigara çıkarıp bana da ikram etti, teşekkür edip almadım. “İçmiyor musun yoksa?”dedi. “Hayır. “dedim. “Karnın aç mı, yemek yer misin?”dedi, Tok olduğumu söyledim.

Sigarasını yaktı, şöyle bir koltuğuna yerleşti;

-Mehtap anlattı, nasıl tanıştığınızı, ısrar edip sizi getirdiğini.

Sigarasından bir nefes çekti. Kendimi mahkemedeki suçlu gibi hissediyor, sessizce oturuyordum. Devam etti;

-Misafiri hürmetimiz sonsuzdur, evinizdeymiş gibi rahat olun lütfen.

Konuşmasında, “Aslında gelişinden rahatsız olmuştum ama Mehtabın anlattıklarına inandım. ” demek ister gibi bir hal vardı.

-Teşekkür ederim.

-Ayrıca ben sizin isminizi öğrendim ama tanıştırılmadık. Mehtabın kusuruna bakma biz kendimiz tanışalım. Adım Ziya, bu eşim Oya, Bu da babam.

-Memnun oldum

O sırada bir tepsideki çaylarla bir kız içeri girdi. Herhalde Mehtap’ın “küçük kardeşim” dediğiydi.

-Oooo… Çaylarımız da geldi, iç de biraz için ısınsın evladım.

Çayı aldım, teşekkür ettim. Mehtap;

-Bu da kız kardeşim Nur.

-Memnun oldum.

Gülümseyerek karşılık verdi. Güzel bir kızdı ama bir daha bakmamaya çalıştım. Yeni bir sevdadan kurtulurken, üstelik bir daha belki de hiç göremeyeceğim bir kıza bakmamalıydım.

mIRCeu.COm da Bu Yazi Mirc Film Chat Sohbet toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Ağu 14

Uzaktan bakıldığında ev gibi görünürdü. İçerden kapalı kapılarını açabilirseniz Sevda hanım’ın cennetini yaşardınız. Gerçi yaşlı idi biraz ama / yok yok yanlış anlamayın güzel kadındı, gözleri yaşlı manasında söyledim ben… Kederle tutuşturduğu sobası hep tüterdi ve hüzün kaçardı güzel gözlerine. Hüzün kesesinde büyüttüğü nur topu mutluluklarını doğurdu hayata. Bahar çiçekleri ve düş ilmikleri ile ördüğü elbiseleri giydirdiği mutluluklarını, sokağa saldı oynamaları için. Yıllar var dönmediler geri… Dizlerinin dibinden ayrılmayan yalnızlık, yari olmuş Sevda hanım’ın. Düşünceli bulutlar serpilmişti gökyüzüne, her şey (b)aşkaydı.

Sesine vurgundu binlercesi ama o hiç yaşamadı sevdayı tam tekmil yüreğinde. Sahip olup kaybettiği zamanların anılarını biriktirirdi mahzeninde, sobasında yakmak için… Sahip olamadıklarını ise çileden bir yumak yapar, düşlerine geçirir, ilmek ilmek örerdi. Bedelini ödeyenler alsın diye ormana bırakırdı bu düş örgülerini. Bu yaşanmamışlıkları bulanlar hayran olurdu sevda hanım’ın motiflerine ama hiç ulaşamazlardı kendisine.

Kimsesiz korkulu gecelerinde yalnızlık tak etmişti Sevda hanımın yüreğine. Sobasına kaybettiği bir anıyı daha attı ve penceresinin karşısındaki sandalyeye oturdu. Üşüyen ellerine aldı düş örgüsünü, keşke bir uğrayan olsa diye geçirdi içinden. Kapı çaldı. Gelen sonbahardı. Tek bir şartla hüzünlere açtı kapısını Sevda hanım. Ağlayan gözbebekleri ile anlaştı sonbahar. Bütün eklemlerine yerleşti, ağır ağır nefesine düğümlendi sızılar. Dört mevsim hazan olacaktı, çiçekli bahar, sarı yaz ve kara kış olmayacaktı artık. İmzalar atıldı bu ömürlük birlikteliğe. Anlaşmaya göre sonbahar “umut”u getirecekti Sevda hanıma.

Güz yağmurlarında toprak koksa da geceler, ölüme teslim olmadı sevda hanım. Dumanlı başı, yastık nedir bilmez, gece gündüz umut’u beklerdi. Cümle alem bilirdi, acımasız sonbahar bir damla umut tanesi vermedi. Hazandan korkan yağmur damlaları birikintilerde buluşunca, Sevda hanıma yarenlik ederlerdi sessiz harflerle. Ne cesur ne kahraman bir kadındı. Hey gidi Sevda hanım, sonbaharın sadık yari. Issız bir hüzün içinde ağlayan bebekleri vardı gözlerinin. Sonbahar tutmamıştı sözünü. Yine de unutturamadı sevdanın özünü.

Hiç dokunmasa da sonbahara, o haince ilerliyordu bedeninin yeşermemiş bahçelerinde… Ömrünün her deminde gece bakışlı, bu esmer mevsim çok zordu. Kurumuş yaprak gibi döküldü Sevda hanım’ın umutsuz elleri iki yana… Kanayan gözyaşı yağmur oldu, bezgin nefesi yaralı bir rüzgar. Gecelerce inledi kalbi kırık sızıları, yalnız yatağında. Soldu gözleri gül gibi, sarıldı dökülen yapraklarına. Şarkılar gazel oldu, günler perişan. Yüreğindeki ormanları ateşe verdi sevdalı kadın. Yine de insafa gelmedi sonbahar, yalanından bezmedi bir türlü.

Derken zamansız bir rüzgarla açıldı kapı, umut kapıyı çalmaz mıydı? Açılan kapıda yokluk varlığa karıştı. Işıklandı gözbebekleri lakin ayağa kalkamadı sevda hanım, sonbahar yapmıştı yapacağını. Dizlerindeki dermanı, gözlerindeki feri, içindeki sevdayı kapladı ve hüzün vurdu yüzüne. Yıllardır beklediği umut gelmişti ve karşılamak için takati kalmamıştı Sevda hanımın.

Dermansız dizlerinin dibine geldi umut, sevgiyle baktı:
“Bunca sızıya rağmen hayatı benimle mi yaşamak istiyorsunuz?” diye sordu.

“Evet, hem de sızılarımı unutacak kadar çok istiyorum bunu” yanaklarından süzüldü yaşlar.

Umut uzattı minik ellerini
“Her şeye yeniden başlayalım, unutalım geçmişten yadigar bir anlaşmanın sızılarını, bunu başarabiliriz” dedi. Sevda kanat vermez miydi insana?

Bu sözlerinin ardından tüm benliğiyle sevdasını bıraktı ince sızılar. Yıllar önce kaybolan yavru mutlulukların elinden tuttu umut, gözyaşlarını aldı sevdiği kadının. Sonsuza tomurcuklanan yüreğini avuçlarına, sevdalı gamzelerini yanaklarına bıraktı. Dermansız dizleri olsa da parlayan gözleriyle (u)mutlu bir coşkuya bıraktı saçlarını sevda hanım. Bir çift gözde acıların yitişine şahit oldu gece.

Ne de olsa başka sevdası vardı,
Aşka sevdası vardı umudu olanın…

mIRCeu.COm da Bu Yazi Mirc Film Chat Sohbet toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Ağu 14

Soğuk bir dokunuşla başladı seni sevmek…

İçimde büyüdün çoğaldın,taştın gözlerimden yüreğimi de kattın o sele..Her şey sana doğru akıyordu kalbim,ruhum, isyanlarım,sevmelerim,üzüntüle rim..Her şeyim aktı sana,her şeyim oldun. Canım olsun,kanım oldun,hayatım oldun,hayatıma mal oldun..
Kırılgandım,bilirdin.İncitmeye korkardın. Dokunmaya çekinirdin ellerinde bin parçaya ayrılırım diye.Dokunmadın..
Sevmeye korkardın,bir gün bırakıp gidersin diye.. Sevmedin..
Kalbini vermeye korkardın,alıp geri vermem diye.. Vermedin..

Aldım be canım.! Hepsini aldım senden. Sen nasıl her şeyimi aldıysan sorgusuz sualsiz, ben de aldım. Sana göstere göstere aldım.. Umursamadın..!
Alsın,ne hali varsa görsün diye düşündün belki de. Aldım canım.! Ne halim varsa da gördüm sağol.Yandım kavruldum küllendim senin derdinle.Her şeyi yaktım bir senin yüreğindeki o barutu ateşleyemedi sevgim yazık..

Kırılgandım,bilirdin.Saçlarımı okşamadın hiç,gözlerin gözlerime değmedi,gülüşlerini sakladın hep benden,tenini kaçırdın tenimden.Olsun be canım.Evet kırılgandım ama sana değil,dokunuşlarına,ellerine,g özlerine değil.Beni sevmeyişineydi kırılganlığım.Her kırmamayı düşündüğünde kırmana kırıldım ben.Uzaklaşmana,aramamana,hatr ımı bile sormaktan kaçışınaydı bu isyanlarım..

Çığlıklarımı bir sen duymadın.Hoş,belkide duymaktan korktun.Duyup bana koşmaktan korktun sen biliyorum.Kollarımın arasına sığınmaktan,tenimin kokusunu içine çekmekten,kalbimin sözcüsü olan gözlerimle karşılaşmaktan korktun.Seni sevmemden korktun yalan mı?!!
Kork sen sevdiğim.Kork hatta kaç benden.Bildiğin en uzak yerlere kaç kaçabilirsen.İşte istediğini veriyorum sana,hodri meydan..!!Bul seni benden çok seveni bulabilirsen.Bul onun içinde saklan benden.Bu son çığlığımı isyanımı duydun mu peki?Git hadi artık.İçimden azad ediyorum seni.Kalbimin kapılarını senin için açmıştım yine senin için kapatıyorum belki bir gün yeniden gelmek istersin diye.Git artık,git.Daha fazla kalma.Ben ki küçük bir kız çocuğu sensizlikten korkup seni bırakmaktan vazgeçebilirim.Ya da peşine düşüp seni mutluyken mutsuz edebilirim.Git, lütfen git…

Dayanamıyorum.Bu aşkın büyüklüğüne,benim olmana ve sana ait olmaya dayanamıyorum.Korkuyorum.Bunu bir sonu var mı bilmiyorum.Sana şuan olduğumdan daha çok bağlanırmıyım belirsiz.. Git,yalvarırım git..

Seni sevmeye doyamıyorum.Git,sonum olmadan git…

mIRCeu.COm da Bu Yazi Mirc Film Chat Sohbet toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Ağu 14

Sensizlikte başladım yeni bir güne… Bu nasıl bir şey biliyor musun? Bilemezsin…
Bilseydin,aynı acıyı sende yaşatsaydın yaşatır mıydın bana bunu…iki gün oldu senle aynı şehirde değiliz.ne kadar tuhaf değil mi? Aynı şehirde olup da seni görmediğim halde sanki uzansam dokunacaktım sana ama burdan asla…
Gözlerim bir noktaya dalmış öyle; duraksadım bir an…karşımda hayalini hatırlıyor da ne düşündüğümü hiç hatırlamıyorum.
Geceyi seviyorum ya! ayrı bir güzelliği var karanlık çöktüğünde sanki bütün rezillikleri kapatıyor.
Offff! Gene yoksun yanımda… seni çok seviyorum ama yazık bunu sen bile bilmiyorsun. Ah sevdiğim yanımda olup da bana sarılmanı nasıl isterdim. Ama olmadı olacak mı dersen, aslaaaaaa……
Üzülme ama sakın ağlama seni sonsuz bir aşkla seviyorum.
Üzülme seni hayalinle yaşatmaya devam ediyorum,
Ne kadar sürer bende bilmiyorum!!!

Balkondayım şimdi,ya sen nerdesin? Bildiğim bir yerde mi?
Belki de sen de gittin benden sonra başka bir şehre kim bilir?

Burayı seviyorum. Denizin dalgasını dinliyor ve kötü değil hep iyi yönünle seni düşünüyorum. Hatalarını hatırlamıyorum,ihanetini unutuyorum.

Evde de kimse yok(!) resmini aldım karşıma, biraz denizi dinliyor, biraz seni seyrediyorum. Neler neler yaşıyorum. Kendimi dinliyorum da çok kızıyorum kendime…. Sonra elime kalemi alıp yazıyorum…

ben senden uzaktayım sevgili,
çok özledim sıcak tenini,
bir gün dönecek misin geri,
yoksa ben mi gelip alayım seni,
sevgili;
sen benim yüreğimsin,
ama sen hiç düşünmez bırakıp gidersin,
seni asla affetmeyeceğim bilirsin….
of ne zordu bu aşk(!)
seni sevmediğimi zannedip gidiyorsun,
aşk değil bu bir sürgün,kaçak
sakın arkaya dönme,
sakın sakın,
çünkü o an anlayacaksın
sana olan sevgimi,
seni seviyorum….

mIRCeu.COm da Bu Yazi Mirc Film Chat Sohbet toplamda 4, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Ağu 14

Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim. Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim. Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın. Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN. MUTLU OL SEVDİĞİM.. BİRİCİĞİM.. AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL.

mIRCeu.COm da Bu Yazi Mirc Film Chat Sohbet toplamda 3, bugün ise 0 kez görüntülenmiş


Nicknizi Yazip:

seviyo nedirkimdir turkchat mirceu
Hosting